Kadının Adı da Var Araştırma Merkezi de

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

 

                                                                                                                                                                                                                 Röportaj: Öznur B.Doğangün

                                                                                                                                                                                                                  Deşifre : İbrahim Cebe

Kadının Adı Da Var Araştırma Merkezi De

Bu haftaki yazımıza biraz hoşgörü kattık, sevgi kattık, kadın çalışmaları kattık, bilim kattık ve harmanlayıp sizlere sunduk.

ÇOMÜ KAM (Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi) Müdürlüğüne atanan Doç.Dr. Gülgün Yazıcı ile merkezi ve hedeflerini konuşurken hoyratça kullandığımız gönlümüzün sevgisizliğine, hoşgörüsüzlüğün yozlaştırdığı toplumumuza 13.yüzyılın bilgelerinin sözleriyle meydan okuduk, Anadolu’nun yüceliğine, eşsiz zenginliğine dikkat çektik.

Zeki, çalışkan, aydın kadınların ellerinin ve yüreklerinin değdiği ÇOMÜ KAM, bu hafta köşeme konuk oldu.

Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin yeni müdürü olarak atandınız, nasıl duygular yaşıyorsunuz?

Kurulduğu 2009 yılından itibaren çalışmalarını başarılı bir şekilde yürüten merkez,  ilk yıldan itibaren bütün üyeleriyle bir ahenk ve uyum içinde bir takım projeler ortaya koyarak faaliyetlerini gösterdi. Kurucu Müdürümüz Şükran Yalçın Özdilek hocamız daha sonra görev alan müdürlerimiz ve benden önceki müdürümüz Gülbu Tanrıverdi hocamızın her biri başarılı dönemlere imzalarını attılar. Birbirinden değerli başarılı çalışmalar yaptıkları için dördüncü müdür olarak bana önemli bir sorumluluk bırakıldı, bu sorumluluğu ben de el birliği ile başarı ile üstlenmek istiyorum.

Türkiye’deki tüm üniversitelerde de Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KAM) var mı?

Ülke gündemimizdeki kadın ile ilgili problemlerin artarak ortaya çıkmasıyla beraber merkez sayısının da giderek arttığını söyleyebiliriz. İlk örnekler Ankara Üniversitesiyle başlayıp daha sonra birçok üniversitede yaygın bir biçimde açıldı.

Merkezin öncelikli görevleri neler?

Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin öncelikli görevi kadının her alanda topluma katılımını sağlamak, toplumsal anlamda konumunu yükseltmektir. Sorunları araştırmak, çözümler üretmek, eğitimler düzenlemektir. Üniversite içerisinde yer alan bir birim olmasından dolayı da öncelikle kendi çevremizden insanları bilgilendirmeye başladık. Mesela kadın akademisyenlerin problemlerini incelemeye çalıştık. Öğrencilerimize yönelik bilinçlendirici seminerler, konferanslar düzenledik.

Yeri gelmişken soralım o zaman, kadın akademisyenlerin nasıl problemleri var?

Üniversitede görev yapan kadın ve erkek akademisyen sayılarını karşılaştırdığınızda zaten aradaki uçurumu çok net bir biçimde göreceksiniz. Erkeklerin sayısının büyük oranda fazla olduğunu gördük. Bundaki temel etken kadının bir şekilde engellenmesidir. Bu engellem eaileden, hocalarından veya çevrelerinden gelebiliyor. Bunlar günümüzde yıkılmaya başlasa da halen bunları konuşuyor olmak utanç verici bir durum. Ama son dönemdeki sevindirici bir durumu söyleyeyim, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) içerisinde Kadın Sorunlarını Araştırma Birimi kuruldu. Birim, kadın, erkek akademisyenlere cinsiyet eşitliğinin anlatılması noktasında seminerler vermeye başlayacak. Hatta yine cinsiyet eşitliği derslerinin seçmeli olarak açılması alınan bir başka karar. Gerçekten bunlara ihtiyaç var. Bunlar daha da ileri götürülmeli ve toplumda iletişimsizlikten kaynaklı tahammülsüzlük üzerine iletişim eğitimi verilip, iletişim konusuna değinilmeli.

Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde erkek üyeniz var mı?

Evet, yönetim kurulumuzda bir de erkek üyemiz var. Bu bizim için sevindirici bir durum çünkü kadınlar sorunun nedeni değil muhatabıdır. Dolayısıyla her iki tarafın da çözüme dâhil olmasını istiyoruz. Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Cumhur Aslan hocamızın birikiminden de yararlanarak farklı açıdan sorunları ve çözümleri gündeme getirebiliriz.

Merkezin yeni dönem için hedefleri neler?

Bir hocamın sözünden yola çıkarsak eğer dünya gündeminde özne olmak istiyorsanız, bilimde, sanatta, edebiyatta, sporda başarılı olmamız gerekli der. Kadına yönelik problemlerin çözümünde de bu üç yolu kullanmalıyız. Böylece farklı üç alanda kadınları ön plana çıkarıp, etkili hale getirmiş olacağız.

Bizim hedef kitlemiz sadece kadınlar değildir. Önce insan diyoruz. Gadre uğrayan, eziyete maruz kalan kadın cinsiyetinin sıkıntılarına kim sebep olmuşsa ona da anlatmak, eğitmek zorundayız. Tabi kimseye zorla bir şey öğretemeyiz fakat farkındalık oluşturabiliriz. Gençler bizim için önemli. Öğrencilerimizin, yani yeni neslin bir şeylerin farkında olarak yetişmesini istiyoruz. Gençlerin cinsiyet eşitliğinin farkında olup, iletişim donanımlarının zengin olup, sevgi ve şefkat dilini kullanan gençler olarak yetişmelerini istiyoruz. Ama tabii ki kentin kadınlarıyla, kentteki farklı kadın sivil toplum örgütleriyle de ortak çalışmalar yaparak, olan çalışmaları devam ettirerek daha fazla ses getirmeyi düşünüyoruz.

Ana branşınız Türk Dili ve Edebiyatı ama çalışmalarınızın çok geniş bir alana yayıldığını biliyorum…

Alanım Türk Dili ve Edebiyatı olunca çalışma saham da geniş oldu. Çünkü Türk Dili ve Edebiyatı’nın içerisine sadece yazarlar, şairler girmiyor. Mevlana, Yunus Emre gibi önemli düşünce insanları da dâhil oluyor. Bu isimler de görüşlerini edebi eserlerle anlattıkları için bizim çalışma alanımız içerisine giriyorlar.

Geçmişimizde bu kadar farklı ve önemli düşünürler olmasına rağmen özümüzde var olan manevi değerleri nasıl kaybettik?

Türk Milletinin geçmişten gelen hoşgörülü, kucaklayıcı ortak kültürel değerlerinin yok olduğunu git gide insanların birbirine yabancılaştığını, birbirlerini dinlemeye, anlamaya artık çok fazla tahammüllerinin kalmadığını görüyoruz. Aslında sadece ülkemize mahsus bir durum değil bu, genelde modern hayatın getirdiği bir şey, daha bireysel yaşamaya başladık. Herkes kendi dünyasına yönelik yaşıyor. Tabii bunda teknolojinin büyük bir etkisi var. Anadolu coğrafyasının insanları olan Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Pir Sultan Abdal insanın özünde bir olduğunu ve insan sevgisinin bütün dünyayı kucaklayacak kadar geniş kavram olduğunu yüzyıllarca bu topraklara yaymışlar. İşte günümüzde özellikle bunlardan uzaklaştığımızı derinden hissediyoruz.

Acaba bugünleri görebilselerdi, onlar toplumumuzun yaşadıklarına bir çözüm bulabilir miydi, diye sormuyor da değilim.

Tabii zor zamanlar kendi içerisinde de çözümü getiriyor. Mesela saydığımız birçok isim 13. yüzyılda yaşamıştır. O yüzyıla baktığımızda da birçok zorluğun olduğunu görüyoruz. Bu nedenle aslında mutasavvıflar bu dönemlere şöyle bakıyorlar: Hiçbir zaman dünyadaki düzen iyilik, güzellik üzerine veya sadece kötülük, çirkinlik üzerine kurulu değildir, bu zıtlıkların hepsi bir arada bulunur. Bunlar belli bir sıra dâhilinde birbirlerini takip ederler. Bunu mutasavvıflar Allah’ın Celal ve Cemal sıfatlarının bir arada tecellisi olarak nitelendiriyorlar. Böylece 13. y.y’da bir yandan Celal tecellisi olarak nitelendirdiğimiz Moğol istilası, savaşlar, taht kavgası, açlık, hastalık var. Bütün bu maddi, manevi sıkıntıların yanı sıra bir bakıyorsunuz bir Cemal tecellisi olarak Mevlana Celalettin-i Rumi, Yunus Emre, Hacı Bektaş-i Veli hepsi Anadolu coğrafyasının bir köşesinde sıkıntılar içerisinde yaşayan insanlara bir sığınak noktası oluşturuyorlar. Onların felsefesini özümsemek eminim günümüzde de bu tip sıkıntılar karşısında unuttuğumuz sevgi duygusuna, beraberlik duygusuna tekrar yönelmemizi, hatırlamamızı sağlayacak ve ortak kültürel değerlerden uzaklaşmamanın önemini tekrar bizlere kavratacak.

Birçok düşünürden bahsettik, bu düşünürlerin kadınlara yönelik söylediği sözler var mı?

Mesela Hacı Bektaş-ı Veli “Kadınlarımızı Okutun” diyor. Ne kadar enteresan ve güzel bir şey, Mevlana’nın da kadınlara yönelik güzel sözleri var. Bu isimlerin beslendiği kaynağın İslam dini ve İslam tasavvufu olduğunu görüyoruz. 13. y.y bugünkü Anadolu’dan çok farklı değil, bütün farklılıkları bir arada tutan her dinden, her milletten, her inançtan insan var, ve Hacı Bektaş’ın “bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözünde ifadesini bulan hiçbir dini, ırkı, cinsiyeti ayırt etmeden sevgi içerisinde kucaklayan bir Anadolu kültürü oluşmuş. Bu topraklara Nasrettin Hoca’nın gölü mayaladığı gibi güzel ortak değerler mayalanmış. Bu değerleri genç nesillere aktarıp bu topraklarda zaten var olan sevgi barış ve hoşgörü kültürünü yaymamız gerekir. Hacı Bektaş’ın, Yunus Emre’nin, Mevlana’nın bu topraklardaki yaymak istediği din anlayışı Anadolu insanının ahlakı ön plana çıkaran bir din anlayışıdır. İnsan-ı kâmil olmayı ön plana çıkaran bir durumdur. İnsan-ı kâmil olmak için de dinimizin şartlarını yerine getirirken onun arkasındaki manayı, ruhu hissedebilmek lazım. Bunun en başında da sevgi geliyor. Sonra çalışmak, adalet, doğruluk ve iyilik geliyor. Kur’an’ı Kerim ve Peygamberimizin hadislerinde de bunlar vurgulanmıştır. O nedenle şekil ve suretin dışında özü de kaybetmememiz gerekiyor. Ahlaki temelleri koruyarak devam ettirmemiz gereklidir.


Radyo TON’da Şimdi

Top 10
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10