Çanakkale’nin Markalar İle Yarışan Halini Seviyoruz

                                                                                                                                                                                                      

Çanakkale’nin Markalar İle Yarışan Halini Seviyoruz

Şu küçücük Çanakkale'de kimler yaşıyor, sokakta yürürken yanınızdan kimler gelip geçiyor bir bilseniz.
Bu hafta Kent Söyleşileri'nde acaip keyifli konuklarım oldu.
Senarist Nurcan Güzel ve Yönetmen Munir Karataş ile dışı renkli içi saklı film dünyasına gidip, yıllarını verdikleri bu sektörün detaylarına bir bakış attık 
Çok gezen, çok gören, çok klipler, çok diziler, çok filmler çeken, çok ödüller kazanan bu güzel çift ile Çanakkale’ye geliş hikayelerini konuşurken, ileriye yönelik projelerine de değinmeden geçmedik.

Çanakkale’ye yerleşme fikri nereden aklınıza geldi?

Nurcan Güzel: Aslında Çanakkale’ye haksızlık yapıp bu şehri hep transit geçmişiz. Buradan geçip genellikle Assos tarafına gidiyorduk. Çanakkale Geçilmez yazısının önünde fotoğraflar çekiniyorduk. Tabi yıllar önce geldiğimde Çanakkale daha farklıydı. Kordonun yeniden dizayn edilip düzenlemeler yapıldığını, harika bir görüntüye sahip olduğunu gördük. Sonra kendi kendime Çanakkale’ye haksızlık ediyoruz dedim. Böyle düşünürken de bir anda Çanakkaleli oluverdik. 

Şuan neler yapıyorsunuz?

Nurcan Güzel: İki şirketimiz var. Birinde Münir diğerinde ise ben çalışıyorum. Malum teknolojinin çok gelişmesiyle beraber işlerimizi birçok noktadan halledebilir hale geldik. Ben senaristim, Münir de yönetmen. Beraber uzun süredir film ithal işleriyle ilgileniyoruz.

Film ithalinden kastınız nedir, bunun için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Nurcan Güzel: Berlin gibi birçok film festivaline giderek takip ediyoruz. Bu festivallerin magazin tarafı dışında bir de market tarafı vardır. Ciddi bir pazar kuruluyor, diziler, formatlar alınıp, satılıyor. Bunların satışını gerçekleştiren büyük ajanslar var. Biz de buralara gidip film alıp, Türkiye’ye getiriyoruz. 
 

Mesela bu getirdiğiniz filmlerden bizlerin bildiği var mı?

Münir Karataş: Bu yıldan örnek vermek gerekirse Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödüllü alan Jafar Panahi’nin Taksi Tarhan filmini getirdik. Maalesef bu film Çanakkale’ye gelmedi. Sadece İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerde gösterildi. Onun öncesinde yine Berlin Altın Ayı ödüllü Çocuk Pozu isimli filmi getirdik. Sonra Yeni Kız Arkadaşım, Kan Bağları gibi filmleri getirdik. Yani film ithalatçılığı bu şekilde istediğiniz zaman çalışacağınız bir iştir. Dolayısıyla çok adama ihtiyacınız yoktur. Yılın 365 günü filmle yaşar, senaryo okuyarak yaşarsınız. Birçok kataloğu takip edip yılda en az üç tane de festivale katılırsınız. Zaten o festivallere gittiğinizde de masa altında onların birçok senaryolarını da okursunuz. Böylece filmleri çekilmeden görme imkânınız olur. Bu hep geriden takip eden bir iştir. Örneğin 2012 yılında haklarını aldığımız fakat halen Türkiye’ye getirmediğimiz, çekimi yapılmamış, halen çekimi bekleyen ya da 2013 yılında Amerika’da Los Angeles fuarında aldığımız filmler var.

Bunun sizin için bir riski yok mu?

Nurcan Güzel: Evet, biraz riskli bir iş, fakat iyi koku almak, iyi bir şekilde film sektörünü takip etmek çok önemlidir. 
Biraz da geçmişe bir bakalım. Münir Bey, yönetmenliğe başlama hikayeniz nedir?
Münir Karataş: 1990’lı yıllarda Eskişehir’den İstanbul’a yönetmen olmak için geldim. O dönem İstanbul’da üç önemli yönetmen vardı. Tunca Yönder, Tunç Başaran ve Neşet Kırcalioğlu. Tunca Yönder’in yanında asistan olmayı hedeflemiştim. 15 gün boyunca ofisinde yattığımı söyleyebilirim. 

Bu konuda bir eğitim almış mıydınız?

Münir Karataş: Yok, bu konuda hiç eğitim almamıştım. Fakat çocukluk yaşlarımdan itibaren filmlere ve yönetmenliğe yönelik çok fazla ilgim vardı. Dedem her hafta sonu ayakkabılarını boyar, anneannem onun gömleğini ütüler, rugan ayakkabılarını, fötr şapkasını giyip kolumdan tutup beni sinemaya götürdü. Lara Sinemasına gidip iki seans falan film izlerdik. Bu filmlerin çoğu da kovboy filmi olurdu. Düşündüğümde belki o dönemden de kaynaklanıyor olabilir. O nedenle hep aklımda film yazmak, çekmek isteyerek hayatımı devam ettirmek istiyordum. Bunun için uğraşmaya karar verdim.
 

Uğraşılar nasıl sonuç verdi?
 

Münir Karataş: İstanbul’a gittim ve on beş  gün Tunca Yönder’in ofisinde oturdum. O süre zarfında sürekli önümden gelip geçiyordu. Tabi her şey bu kadar sakin olmadı, gönderildiğim zaman da oldu. Fakat hiçbir zaman pes etmedim, tekrar döndüm. 15. gün Tunca Yönder,  prodüktör Fevzi Barlas’a kapıda bir genç oturuyor, ne zaman gelsem orada, neden bekliyor diye soruyor. Fevzi Barlas da Eskişehir’den yönetmen olmak için gelmiş, görüşebilmek için bekliyor diyor. Daha sonra çağrıldım ve işe alındığım söylendi. Ardından bir senaryo verdiler. Bu senaryodaki sahne aksesuarlarını tek tek bize çıkar dediler. Yani bu işe senaryonun sahne aksesuarlarını çıkartarak başladım. Ertesi gün setteki trafik akışıyla ilgili yönetimim oldu ki bu da sette yapılan en basit asistanlık işidir. Böyle başlayan bir süreçte Tunca Yönder’in bendeki emeği çok büyük olmuştur.
 

Ne kadar sürede yönetmenlik koltuğuna oturdunuz?
 

Münir Karataş: İşleri çok hızlı kapıp, hızlı öğrendiğim için iki ay gibi bir sürede yükselip yönetmen oldum.
 

İlk yönettiğiniz bir film mi yoksa dizi film miydi?
 

Münir Karataş: İlk olarak Çakalların İzinde dizisi ile başladım. Çakalların İzinde dizisinde rahmetli prodüktör Ali Taygun, senarist Ahmet Ümit, rahmetli Tuncel Kurtiz, ve Hande Ataizi vardı. 1993 yılı idi ve Atv’nin ilk sesli dizisiydi. Altı bölüm devam etti. O dizide Tunca Yönder genel yönetmen, ben de yönetmenlik yaptım. Tunca Yönder seti bana bıraktı. Ondan sonra da kariyerim devam etti.
 

Nurcan hanım, sizin için Prodüktörlük süreci nasıl başladı?

Nurcan Güzel: Bir kere insan set tozu yutunca bu işi bırakamıyor. İlk set tozunu da Kibariye’nin klibinde aldım. Ondan sonra klipler, televizyon programları derken başladık.
 

Sizin bu konuda eğitiminiz var mıydı?
 

Nurcan Güzel: Borsacılık, reklam, halkla ilişkiler müdürlüğü gibi birçok iş yaptıktan sonra böyle bir iş teklifi geldi. Tabi geçmiş iş yaşantımdaki yaşanmışlıklar kolay toparlanmamı sağladı. Prodüksiyon veya prodüktör olma kısmı çok zordur. Çünkü gerçekten büyük işlerde işin asıl sahibi prodüktörlerdir. Bizlerde ise sektör Hollywood gibi çok büyük çaplı olmadığı için farkını hissedemiyoruz. 
 

Münir Karataş: Aslında Türkiye’de de prodüktörün çok etkin olduğu yerler var. Yazan, çizen, marketing işiyle ilgilenen asıl kişi yönetmendir. Ama yönetmen sinemasının dışında ülkemizde örneğin BKM çok iyi gişe yapan filmler hazırlıyor. Dolayısıyla BKM’nin patronları gerçek bir prodüktör gibi davranıyorlar. 
 

Bir film veya dizi yapımındaki büyük payı prodüktör üsleniyor diyebilir miyiz?
 

Nurcan Güzel: Kesinlikle böyle düşünmek yanlış olmaz. Çünkü prodüktörün amacı yönetmenin çalışmasını kolaylaştıran ortamı sağlamak, senaryoyu, oyuncuyu, seti hazırlamak bunların finansmanını sağlamaktır. 
 

Geçmişten günümüze doğru bakarsak sektörel anlamdaki değişimi nasıl yorumluyorsunuz?
 

Munir Karataş: Yönetmenliği bu nedenlerden ötürü bıraktığımı düşünüyorum. Eskiden 45 dakikalık diziler çekilirken şimdi 90 dakikalık diziler çekilmeye başlandı. Oyuncular artık yönetmene yönetmenlik yaptırmayacak farklı bir dünya haline geldi. Dolayısıyla her türlü insan, çok ağır koşullarda çalışıyor. 90 sayfalık senaryoyu çekmek, montajını, efektini yapmak çok ciddi ağır işçiliktir. Bunların dışında iş güvenliği ile ilgili bir takım problemler var. 
 

Prestij anlamında Türk dizi ve sinemasını nasıl buluyorsunuz?
 

Münir Karataş: Türk dizilerinin yurt dışındaki pazarda prim yapması bir başarı gibi görünebilir fakat Türk dizilerinin çok da nitelikli olduğunu düşünmüyorum. Tabi ki bu konu ayrı tartışma konusu olabilir. Ama Türk sinemasının, dizilere göre geliştiğini görüyorum. Sinemada özellikle son 7-8 yıldır çok iyi yönetmenler ortaya çıktı. Daha aktif ve kaliteli bir sinema sektörü haline geldi.
 

Son zamanlarda sizde beğeni uyandıran bir yönetmen var mı?
 

Münir Karataş: Yönetmenlerden son zamanlarda Erol Mintaş’ı başarılı buluyorum. Annemin Şarkısı diye ilk filmini yaptı. O çocuğun ileride başarılı bir yönetmen olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda çok da başarılı bir film yaptığını söylemek istiyorum. 
 

Sizin yetiştirdiğiniz yönetmenler var mı?
 

Münir Karataş: Asistanlarımın neredeyse tamamına yakını şuan dizi çekiyorlar. Birçoğu da televizyon şov programlarında çalışıyorlar. 
 

Çektiğiniz televizyon programları neler, bazılarını hatırlayalım mı?
 

Münir Karataş: Çok sayıda sabah programları çektim. Nurhan Damcıoğluyla program çektim. Ahmet Kaya’nın Vapuru’nu birkaç bölüm olarak çektim. Dizilerden Çakalların İzinde, Bir Umut, Şengin Konağı’nın çekimlerini yaptım. Tabi bunların dışında birçok reklam çekimi yaptım. Böyle böyle 2001 yılına kadar geldim. 10 yıl kesintisiz süren yönetmenlik maceramı biraz noktalamak istedim.
 

Tekrar yönetmen koltuğuna dönmeyi düşünüyor musunuz?
 

Münir Karataş: O dönem bununla ilgili kişisel nedenlerim de vardı. İleride tekrar vizörlerin önüne döner miyim diye düşündüğümde tabi ki döneceğimi söyleyebilirim. 
 

Nurcan Güzel: Münir tekrar vizörden bakacak. Çanakkale’ye gelme sebeplerimizden biri de budur. İstanbul’da iki tane uzun metraj senaryo yazdık. Bunlarla ilgili Kültür Bakanlığı’ndan destek almaya çalıştık ikisinden de ret edildik. Bir tanesi çok zor ve konjonktürel bir işti. Konjoktür de malum bu dönemlerde çok hızlı değişiyor. Şimdi başka bir hikâyeyi İstanbul’da yazmaya başladık. Fakat İstanbul’da bir yerden sonra tıkandık. Bunun için Çanakkale’ye geldik.
 

Çanakkale’nin en çok hangi yanını beğendiniz?
 

Nurcan Güzel: Buranın her şeyini seviyorum. 1990’lı yılların İstanbul’unu hatırlatıyor. 
 

Münir Karataş: Çanakkale’de hiç tanıdığımız birinin olmaması beni çok memnun ediyor. Çünkü biz bu şehre sakin kalmak için geldik. Hep popüler ve tanıdık insanlarla geçen hayatımız oldu. 12-15 yıl önce İstanbul’da nefes almak için yaptığımız bazı şeyler vardı. Mesela Nurcan’la Sultan Ahmet’e gider oraları gezerdik. Balat’taki bir patrikhanenin yanındaki kahvehaneye oturur kahvemizi içerdik. Fotoğraflar çekip şehri keşfederdik. Bu yaşama duygusu git gide bizi birkaç kilometrelik alana sıkıştırmaya başladı. Alanlar kısıtlandı. Fark ettim ki eskiden bu gittiğim yerlere yıllardır gidip o keyfi yapmamışım. Çünkü değişen mekânlar, artan kalabalık, trafik insanı kısıtlamaya başladı. Artık o kargaşadan kurtulmak için İstanbul’dan gitmek istedik. 
 

Peki, Çanakkale’nin de değişip İstanbul’un halini alma korkusu var mı?
 

Nurcan Güzel: Bir kamuoyu yoklaması olarak Çanakkale’ye boğaz köprüsü yapılması hakkında sorularım oluyor. Birçok insan yapılmasını istemiyor. Ben de Çanakkalelilere katılmıyor değilim. Tabi ki bayramda falan çok fazla kalabalık ve boğazı geçiş hatlarında tıkanma oluyor. Bu gibi olumsuzlukları göz ardı edemeyiz fakat Çanakkale bu kadar hızlı değişmeyecektir. Çanakkalelilerin ve Çanakkale’nin görmediği çok şey var. Mesela Çanakkale’de çok sayıda marka kafe yok genelde yerli kafeler daha fazla var. Çanakkale kendine bambaşka bir yer meydana getirmiş ve onunla birlikte yürüyor. Bu şehrin bu durumu hatta markalarla yarışır hali insanı memnun ediyor. 
 

Münir Karataş: Hepsinden ziyade bu şehrin özgür atmosferi beni çok rahatlatıyor. Her konuda insan Çanakkale’de kendini çok rahat hissediyor. 
 

Bu sizin üretkenliğinizi arttıracak mıdır?
 

Münir Karataş: Kesinlikle arttıracağına inanıyoruz. Zaten yerleşme fikrimize etki eden de kendi film kataloğumuzu, senaryolarımızı güçlendirerek ve yazarak burada hayatımızı devam ettirme isteğimiz. 
 

Birikimlerinizi ilerleyen yıllarda Çanakkalelilerle nasıl paylaşmak istiyorsunuz, bununla ilgili planlarınız neler?

Münir Karataş: Çanakkale’ye her film gelmiyor. Bu nedenle bizim getirdiklerimiz veya bizim gibi film ithalatçılarıyla birlikte bu şehirde filmleri gösterebilecek yer belirleyip Çanakkale’ye katkı sağlamak istiyoruz. 
 

Nurcan Güzel: Bizim aldığımız filmlere üniversite gençliğinden talep olursa bizler seve seve kampüste veya buna uygun bir salonda izlenmesini sağlamak isteriz. Bizim filmleri gençler neden izlesin diye düşünürsek James Bond’a gittiğinizde 90-120 dakika sorunlarınızı unutup muhteşem bir aksiyon izlersiniz. Çıktığınızda unutursunuz. Fakat Çocuk Pozunu izlediğiniz zaman unutmazsınız. Bu tarz filmler insanların hayatını değiştirir, bir an yaratır. Sanatın etkisi de aslen budur. 
 

Meslek yaşantınızda gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Münir Karataş: Çok özel bir istediğim yok. Sadece kendimi hazır hissettiğim zaman bir film çekmek istiyorum. Çünkü şükür ki kendi mesleğime dair hemen hemen her şeyi yaptım. Beni motive eden hikâyelerimi yazmak ve zamanı geldiğinde filmini çekmek istiyorum. 

 Röportaj : Öznur B. DOĞANGÜN
                                                                                                                                                                                                            Deşifre: İbrahim CEBE


Radyo TON’da Şimdi

Top 10
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10