Çanakkale’nin Hür Teşebbüsü

                                                                                                                                                                                                           

     Röportaj: Öznur B.Doğangün
                                                                                                                                                                                                                            Deşifre: İbrahim Cebe
 

Çanakkale’nin Hür Teşebbüsü

Sanat önemlidir. Ruhu dinlendirip, kalbi iyileştirirken, güzelliklere emek verenler başka boş işlerle uğraşmazlar. 
Modern Romantik bir grup “Hür Teşebbüs” bu hafta Kent Söyleşileri'ne konuk oldu.
Doç. Fatih Karagül ve Seramikçi Ressam Eren Okay ile çılgın şeyler konuştuk.
Kim bu romantikler, neler yaparlar, neler düşünürler, neler üretirler, hepsi bu haftaki röportajda.

Çanakkale’de bir araya gelmenizi sağlayan neden nedir?

Eren Okay: Çanakkale ile buluşmak harika bir şey, Kuzey Egeli olduğum için çocukluğum buralarda geçti. O nedenle Çanakkale’nin ve insanlarının ne kadar güzel olduğunu biliyorum. Çanakkale’ye yerleşmek için ise İstanbul’da kaldığım süre boyunca gün saydım. Çünkü zamanla İstanbul’daki yaşam kalitesizleşti, güvenceler kalktı. Geçmiş yıllara göre hızla değişmeye başladı. 
 

Fatih Karagül: Ben de İstanbulluyum. İkimiz de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi mezunuyuz. Bununla da gurur duyuyoruz. Tabi bizim okuduğumuz dönemki İstanbul ile şimdiki İstanbul arasında hiçbir benzerlik yok. Fakat şuan bizim için şehrin tüketimi sıkıntı yaratıyor. Gittiğimiz zaman zorunlu veya gerekli ziyaretlerle zamanımızı tüketiyoruz.  Trafik gibi bir takım sıkıntılarla zamanımızı boşa harcamış oluyoruz. Bu da dolayısıyla yapacağımız işleri de azaltıyor.
 

Bir sanatçı için İstanbul’un imkânları avantaj değil midir?

Fatih Karagül: Tabi beslendiği kaynaklar ve sunulan imkânlar açısından bakarsak mükemmel, bunu kimse inkâr edemez. Ama şu da demek değil İstanbul, Ankara, İzmir sanat için önemli noktalar fakat burada da sanatın tüketimi ve üretimiyle ilgili belli dengeler var. Bir Ankaralı sanatçı kendini İstanbul’da daha zor ifade eder. Ya da bir İzmirli. Gayri resmi olarak söylemek gerekirse İstanbul onları kabullenmez, hazmetmez. Bir Ankaralı ya da İzmirli İstanbul piyasasına açılmak ister ama bu tam olarak gerçekleşmez. Çünkü İstanbul piyasası biraz bu konuda muhafazakârdır. Sanat madem uluslararası bir duygu o halde sınırlarımızın olmaması gerektiğini düşünüyorum. 
Şehirlerarasında bile böyle bir sınır varsa ülkeler arasındakini hayal bile edemiyorum. 
 

Fatih Karagül: Tabi ki aynı şekilde o noktada da ayrımlar var. Fakat bizler önce yereli becerebilmeliyiz ki ardından ulusal ve uluslararası platformda kendimizi kabul ettirebilelim. 
 

Eren Okay: Mesela Kübizmi herkes bilir. Yani Pablo Picasso’yu bilmiyorum diyen neredeyse olmaz diye tahmin ediyorum. Eğer siz yaşadığınız dünyayı anlıyorsanız, bu da çevrenizle entelektüel dünyayı anlayarak ve kopmadan olur. O zaman gerçekten insanı yakalamış olursunuz. Bunu da bir gayret göstermeden yaparsınız. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, Pablo Picasso ve  Georges Braque 1912’de Kübizmi bulurken, kübizmi biz bulmaya çalışmıyorduk ki demişler. Çünkü kübizm onlara kendiliğinden geldi. 
 

Sanat ve sanatçı toplum için önemli bir ifade kaynağı, değil mi?

Eren Okay: Sanatçı hem yaşamalı hem de hissetmelidir. Çünkü eğer sanatçı belli olayları yaşamamışsa ne anlatabilir, hiçbir şey. Avşar Timuçin hocam Lalov’dan örnek veriyor,  “Dünya zaten karışık daha da karıştıracaksınız hiç bu işe bulaşmayın” diyor. 
 

Peki, Hür Teşebbüs nasıl ortaya çıktı?

Fatih Karagül: Grubu geçen yılın bu dönemlerinde birlikte bir şeyler yapalım noktasında birleşip konuşmaya başlayarak oluşturduk. Bizim dostluğumuz, tanışıklığımız çok daha eskiye dayanıyor. İhsan ve Eren’le üniversite yıllarından itibaren arkadaşız. Uzun bir geçmişimiz var. Çanakkale’de daha önceleri de sergiler yaptık. Artık biraz da kendimize yönelik faaliyetler yapalım diyerek yol aldık. 1 sene gibi bir sürede İstanbul’da ilk sergimizi gerçekleştirdik.
 

Sergide nasıl eserler yer aldı?

Fatih Karagül: Eren Okay seramik eğitimi de alsa resimleriyle sergiye katıldı. İhsan Doğrusöz resimleriyle, ben ve eşim Berrin ise seramikler ile sergiyi oluşturduk. Berrin ve ben seramiği malzeme olarak kullanıp heykel üretme şeklinde değerlendiriyoruz. Bunun dışında Berrin yapmış olduğu seramikleri metal olarak da hayata geçirmeye başladı. 
 

Hür Teşebbüs adı nereden aklınıza geldi?

Eren Okay: Hür Teşebbüs’ün isim babası Fatih Karagül olmak ile birlikte biz bunu bir müddet tartıştık konuştuk. Bizim buradaki en önemli amacımız özgürlüktür. Hepimizin dünya görüşü aynı.
 

Seramiğin sanat dışında zanaat olarak da ele alındığını görüyoruz. Bir akademisyen olarak siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Fatih Karagül: Seramik aslında bir malzeme, bu malzemeyi siz nasıl şekillendirirseniz ürün olarak karşınıza o çıkıyor. Vitrifiye ürünü, lavabo, porselen, yer için kullanılmış olabilir. Yani bütün bu saydıklarım ve daha fazlası seramikle şekillenmiş olabilir. Siz bu çamurdan heykel, çanak-çömlek geleneksel olarak Çanakkale Seramik de üretmiş olabilirsiniz. Geçmiş dönemde geleneksel anlamda üretim yapan insanların sanat kaygısı yoktu. Çünkü sanat ve zanaat tamamen birbirinden farklı şeylerdir. Bir takım kurslardan bir şeyler öğrenen insanların o işin zanaat kısmında başarılı olabilecekleri ve yolda bir şeyler yapabilecekleri beklentisidir. Üniversitede aldığım eğitim sanat olarak olmuş olsa da bizi seramikçi olarak yetiştirdiler. Sanatçılık ise kişinin kendi çabasıyla uzun yıllarda yapıp ürettikleriyle elde edeceği bir sıfat olabilir. 
 

Bu gibi sanatsal faaliyetlerde özgün tasarımın büyük rolü olduğundan söz edebilir miyiz? 

Fatih Karagül: Tabi ki fonksiyonel bir ürün elde ettiğinizde tasarım bunun kaçınılmaz bir parçasıdır. Ama sanata yönelik bir ürün icra ettiğinizde orada tamamen kişinin almış olduğu eğitime ve kendisinin yıllar içerisinde oluşturduğu tarz onun sanatçı olup olmayacağını ortaya koyar. 
 

Çanakkale’deki köklü seramik geçmişine yeteri kadar önem verebiliyor muyuz?

Fatih Karagül: Dediğiniz gibi köklü bir geçmiş var. Kente adını veren seramik geçmişi gerçekten çok uzun bir zamana dayanıyor. Geleneksel Çanakkale çömlekçiliği olarak adlandırılan mevzu bu bölgedeki beylikler dönemine kadar dayanıyor, maalesef geleneksel Çanakkale Seramiklerinin bir noktaya gelip tıkandığını görüyoruz. Oysaki batıya ya da doğuya baktığımızda seramikçilikle ün yapmış ya da halen seramikleriyle varlığını ifade eden kentlerde bu değerlerin korunup yaşatıldığını hatta her fırsatta belli organizasyonlar ile ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Açıkçası yeteri kadar çalışmamız yok. Bizim hatamız yüzümüzü batıya çevirirken batının hep yanlış noktalarını almamız.
 

Çanakkale Seramik Müzesi önemli bir atılımdı, bu bağlamda Seramik Müzesinin kuruluşundan bugüne gerçekleşen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatih Karagül: Hedef Prof. Erdinç Bakla’nın önderliğinde kente bir seramik müzesi kazandırılmasıydı. Uzun bir müddet gönüllü olarak bu iş için çabaladık. Hem bireysel hem dernek hem de üniversite olarak emek ortaya koyduk. Nihayetinde çok güzel bir seramik müzesi oldu. Fakat bu yeterli değil. İnsanların burayı daha yoğun olarak kullanması oradaki eserlerin içerik olarak zenginleştirilmesi ve müzenin aslından bir eğitim kurumu olduğunu bilerek insanları oraya çekebilecek aktiviteler sunular yapması gerekir. Bu köklü zanaat dalımızı yaşatırken gelecekte başka neler yapabiliriz diye düşünmemiz gerekiyor. Bunda da yerel yönetimlerin önemli bir yeri var. Çanakkale Belediyesi şu anki müzenin idaresi ve yönetimiyle ilgili sorumlu, bu tabi yeterli değil üniversiteden, vilayetten başka kollardan destek alabilir. Dünya’daki seramik kentleri incelenerek rol model edinebilir. Bu sayede Çanakkale önemli bir seramik merkezine dönüşürse geçmişteki İznik, Kütahya, Çanakkale üçlüsü aynı şekilde seramikteki önemli kentler de adını duyurmaya devam ederler. Hatta baktığımızda bu üç kent içerisinden en sönüğü Çanakkale olarak ortaya çıkıyor. Diğer iki şehir adını daha iyi koruyorlar. İşin özeti olarak Çanakkale’yi bu alanda daha fazla ortaya çıkarmak istiyorsak muhakkak ulusal ve uluslararası birçok proje, organizasyon ortaya koymalıyız. Bu sayede farklı coğrafyalardan da insanları burayı getirme imkânı sağlayabiliriz. Fakat bunun için öncelikle farklı alanlardan elde edinilmiş uzmanlardan oluşan bir ekibe ihtiyaç vardır. Herkesin ortak fikrine ihtiyaç var, bunlar önemli yoksa bu konuda çok fazla yol alamayız. 
 

Sanat anlamında bu bölgeden özgürce beslenebiliyor musunuz?
 

Eren Okay: Mesela benim “cadının evi” diye bir resmim vardı, o temelde şuydu: Akçay’a yerleşmiş olan bir hanımı tanırım orada yalnız yaşar. Çocukları da arada bir çekinerek ona uğrarlar. Dediğim gibi ilham kaynağı oluşturan belli etkenler olabiliyor. Aynı şekilde Fatih hocada yaptığı her çalışmayla aynı zamanda yaşar. O nedenle biz İhsan ve Fatih hocanın çalışmalarını yapım aşamasındayken izlemeye bayılırız. 
 

Bahsettiğiniz çalışmaları, araştırmaları, eserleri ortak bir mekanda mı gerçekleştiriyorsunuz?

Fatih Karagül: Güzel bir noktaya değindiniz. Çünkü bizim sıkıntımız aslında ortak bir mekân kullanamamaktır. Hepimiz ayrı ayrı çalışıyoruz. Yani büyük bir mekânda olsak Eren resmini yaparken biz kaldığımız bir sohbeti devam ettirebilsek ya da o konuşurken ben sıcağı sıcağına onu oraya adapte edebilsem. Kısacası ortak bir mekânda birbirimizi etkilemek istiyoruz. Umarım günün birinde başarabiliriz. Ama bu ne zaman ne şartlarda gerçekleşir bilemeyiz. 
 

Hür Teşebbüs geçtiğimiz günlerde ikinci sergisini açtı?
 

Fatih Karagül: Evet, ikinci sergiyi açtık. İlk sergimizde İstanbul Beyazıt’ta 500 yıllık bir sarnıçta, antik otelin zemin katındaki bir restorasyon sırasında bulunan bir sarnıçtı. Atmosfer açısından çok güzel bir mekândı. Bundan sonraki hedeflerimiz, özellikle Çanakkale yapılacak sergiler bizim için çok önemli olacaktır. İstanbul, İzmir’de sergiler yaparken kentimizi de es geçmemek istiyoruz. 
 

Eren Okay: Hepimizin yurt dışında eserleri var. Londra, Paris, Amerika gibi birçok yerden ödüllerimiz ve yer alan belli eserlerimiz var. Bu nedenle her sergi bittikten sonra kentimizde de bu sergiyi tekrar etmek istiyoruz. Bu kentten besleniyorsak bunu da gösterebilmemiz lazım. Çünkü Çanakkale aynı zamanda bizlerin ilham kaynağıdır.
Gerçekten bir sanatçı için Çanakkale güzel bir ilham kaynağı olsa gerek.
 

Fatih Karagül: Kesinlikle öyle, öğrencilik yıllarımdan beri Assos’ta altı dönem restoratör olarak çalıştım. Oradaki kazı macerası hakikaten beni çok etkiledi ve şekillenmemde önemli bir rol oynadı. O nedenle yaptığım çalışmalarda arkeolojiyi, mitolojiyi kullanmayı seviyor ve haz duyuyorum. Çünkü bunları kendi fantastik yönümü besleyen unsurlar olarak görüyorum. Dolayısıyla biz bunları bu bölgeden esinlenip hazırlıyorsak, neden kentimize, insanlarımıza sunmayalım. Bizim beklentimiz insanların bunlardan etkilenip hoş bir izlenime kapılmasıdır. Kişisel olarak bizim de sınırlarımız var. O nedenle bazı kurumların, insanların sanata destek olması gerekiyor. Bu şekilde destek olunduğunu görürsek biz de kendimizi daha iyi hissederiz. 
 

Çanakkale sergisi dışında Hür Teşebbüsün sonraki hedefleri nelerdir? 

Eren Okay: Aslında bu tip çalışmalar gönül işidir. Mesela Hintliler tanrılarına pür şaka derler. Çünkü ne düşünürseniz farklısını, fazlasını verebilir. Gene Amerikalıların da atasözü şöyle der: “Tanrıyı güldürmek istiyorsan planlarından bahset”, yani eğer siz bir ülkenin içerisinde şehirde yaşıyorsanız her şey olabilir. Ne zaman ne ile karşılaşacağınız belli olmaz. Bu şehirdeki gelişim müthiş bir şekilde ilerliyor. Bu şehri seven insanlar da sevgiyle bir araya gelip, kent için bir şeyler yapmazlarsa üstüne titremezlerse sonuç alamayız. Bu tek olan bir şey değil hep birlikte sanatçısı, bilim insanı, siyasetçisi, esnafı, sokaktaki insanıyla, işçisiyle hep birlikte olabilecektir. Büyüyen Çanakkale’de sanatın da oluşması için bunların da olması lazım. Evet, biz sanatçılar eserlerimizi buradaki insanlar alabilsin diye biraz daha ucuz satacağız, herkesin Çanakkale ile ilgili çalışmalarımızı sahiplenebilmeleri için dijital ortamlarda posterlerini satıp evlerine de girmeye çalışacağız. Yani bizler bu çalışmaları yaptığımızda Çanakkalelilerin de görevi sanatçısına sahip çıkmak olacaktır. Gerektiği zaman eleştirecek, zihinsel çatışma olacak, her türlü sanatsal faaliyetteki düzeltilmesi gereken noktalar belirtilecek. Kısaca duvara bakar gibi değil de inceleyerek, düşünerek eserlere bakacak, konuşacak ki fark yaratabilelim. 
 

Fatih Karagül: İnsan ruhuna hitap edip, daha iyi düşünebilmeliyiz. Eren’in tabiriyle modern romantiğiz diyoruz. 
 

Eren Okay: Yani roman gibi yaşamak, hayatın keyfini, tadını çıkarabilmek amacımız olmalıdır. O zaman hayatımız anlam kazanacaktır. 


 


Radyo TON’da Şimdi

Top 10
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10